AYET-EL KÜRSİ AYETİ

ayetel kürsi

AYET-EL KÜRSİ OKUNUŞU

Bismillahirrahmânirrahîm.
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te’huzühu sinetün velâ nevm, lehu mâ fissemâvâti ve ma fil’ard. Men zellezî yeşfeu indehû illâ bi’iznih, ya’lemü mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm velâ yühîtûne bi’şey’in min ilmihî illâ bimâ şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azîm. (Bir şeyi gerçekten bilmek için, onu anlamak gerekir. Lütfen aşağıdan anlamını okuyunuz.)

AYETEL KÜRSİ ANLAMI (MEALİ)

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. O hayydır, kayyûmdur.
Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama.
Göklerde ve yerdekilerin hepsi O’nundur.
O’nun izni olmadan katında kim şefaat edebilir?
O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (Hiçbir şey O’na gizli kalmaz.)
O’nun bildirdiklerinin dışında insanlar,
O’nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler.
O’nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez.
O, yücedir, büyüktür.

AYETEL KÜRSİ DİNLE

KABE İMAMI NASSER AL QATAMİ – AYET-EL KURSİ DİNLE


SURELER

* ADİYAT SURESİ

* ALAK SURESİ

* ASR SURESİ

* BEYYİNE SURESİ

* DUHA SURESİ

* FATİHA SURESİ

* FELAK SURESİ

* FİL SURESİ

* HÜMEZE SURESİ

* İHLAS SURESİ

* İNŞİRAH SURESİ

* KADİR SURESİ

* KAFİRUN SURESİ

* KARİA SURESİ

* KEVSER SURESİ

* KUREYŞ SURESİ

* MAUN SURESİ

* NAS SURESİ

* NASR SURESİ

* TEBBET SURESİ

* TEKASÜR SURESİ

* TİN SURESİ

* ZİLZAL SURESİ

* ESMÂÜ’L HÜSNA

ÂYETEL KÜRSİ VİDEO

AYETE-EL KÜRSİ’DEKİ BİLİNMEYEN DÜZEN!

ÂYETÜ’L-KÜRSÎ

Âyetü’l-Kürsî, mushaf sırasına göre Kur’ân-ı Kerîm’in 2. Sûre-i Celîlesi olan el-Bakara Sûresi’nin 255. âyet-i kerîmesidir. Muhtelif vesilelerle çeşitli talep ve dileklere bağlı olarak okunması âdet edinilmiş olan âyet-i kerîmenin halk arasında bu derece bilinir ve okunur olması elbette tesadüf değildir.

ÂYETÜ’L-KÜRSÎ’NİN NÜZÛL SEBEBİ

Müşrikler, tevhid inancını bir kenara bırakarak putlara tapıyor ve onların kendilerine şefaatçi olacaklarına inanıyor, Allah Teâlâ’ya inandıklarını söylemekle birlikte, O’nun ulûhiyetine ait sıfatlarını inkâr ediyorlardı. Mekke devrinde tevhid inancını ispat eden pek çok âyet-i kerîme nâzil olmuşsa da Âyetü’l-Kürsî, Medine döneminin ilk yıllarında, Allah Teâlâ’ya inanç konusundaki doğru itikadı âdeta bir deklarasyon şeklinde beyan etmek ve Mekke’de inmiş olan tevhid âyetlerinin ortak mânâsını özetlemek üzere indirildi. (el-Mürşidî, vr:27/A)

Bir başka rivâyete göre bu yüce âyet-i kerîme, Peygamber Efendimiz’in (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) anlattığı bir kıssanın ardından indirilmiştir. Bu anlatım, kaynaklarımızda şöyle yer almaktadır:

Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh) şöyle rivâyet etmiştir: “Resûlüllah’ı (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) dinledim, minberi üzerinde Hazreti Musa’dan (Aleyhisselâm) haber veriyordu. İsrailoğulları Hazreti Musa’ya: ‘Ey Musa! Senin Rabbin uyuyor mu?’ diye sordular. Hazreti Musa da onlara: “Allah’tan (Celle Celâluhû) sakınınız’ deyip onları böyle sorulardan menetmeye çalıştı. Bunun üzerine Allah (Celle Celâluhû) bir meleği Musa’ya (Aleyhisselâm) gönderdi. Üç gün üç gece onun uyumamasını sağladı. Sonra ona iki şişe verdi. Her birisi bir elindeydi. Onları korumasını emretti. Zaman zaman Musa uyuyor, elleri birbirlerine vurulacak şekle yaklaşınca uyanıp onları birbirinden uzaklaştırıyordu. Sonunda şişeleri birbirine değdirecek tarzda uyudu ve şişeleri kırdı. Allah (Celle Celâluhû) Musa’ya (Aleyhisselâm): ‘Eğer ben uyusaydım elinden düşen iki camın helak oluşu gibi, gökler ve yerler böylece düşer, helak olurlardı’ diye vahyetti.” Âyetü’l-Kürsî işte bu kıssanın anlatılışının ardından indirilmiştir. (Âlûsî, 2/8-9; Ali Arslan, 2/227-239)

ÂYET-İ KERÎMENİN İSİMLENDİRİLMESİNE DAİR

Kaynaklarımızda Âyetü’l-Kürsî’nin kırk kadar ismi olduğundan bahsedilmektedir; fakat kendisinde bulunan “Kürsi” lafzından yola çıkılarak daha çok bu şekilde anılagelmiş ve halk arasında da bu isim yaygınlık kazanmıştır. Âyet-i kerimenin yaklaşık 90 kadar ismi bulunduğu belirtilmektedir. Bu isimlendirmelerin her biri de âyet-i kerimenin muhtevasında bulunan farklı unsurları esas almaktan kaynaklanmıştır. “Âyetü’l-Kürsî, Sûretü’l-Kürsî, A‘zamu’l-Âyât, Âyetü’t-Tevhid, Âyetü Sıfatillah ve Na’tillah, el-Âyetü’l-Hâfiza, el-Âyetü’l-Velâye…” gibi isimler, bu yüce âyetin isimlerinden bazılarıdır. (Ali Muslu, s.47-49; Nazilli Muhammed Hakkı, s.126-139)

ÂYET EL-KÜRSÎ’NİN KONULARI

On cümleden oluşan bu âyet-i kerîme, Kur’ân-ı Kerîm’in öne çıkan özelliklerinden olan tevhid (Allah Teâlâ’nın birliğini ispat), ahkâm (hükümler, emir ve nehiyler) ve kısas (kıssalar hakkındaki) ilimlerini birbiriyle iç içe zikretmesidir. Âyetü’l-Kürsî’de, Kur’ân-ı Kerîm’in bu özelliğini âdeta mushafın özeti niteliğinde görebilmek mümkündür.

Buna göre bu büyük âyet-i kerîme; Allah’ın birliği, onun hakikî diri (Hayy) oluşu, zâtı ile kaim (Kayyum) oluşu, Allah Teâlâ’nın yaratılmışların sıfatlarından ve onlara benzemekten tamamen uzak oluşu, yaratılmış olanların tamamının onun tasarrufunda bulunduğu, O’nun müsaadesi olmaksızın hiç kimsenin şefaat edemeyeceği, O’nun bilgisinin istisnasız her şeyi kuşattığı gerçeği, kudretinin arz ve semâlarda ne var ise hepsini kapsaması, zatının büyüklük ve yüceliği gibi konuları kapsamaktadır. Bu konular aynı zamanda “Tevhid” yani Allah Teâlâ’ya iman konularının temelini oluşturmaktadır.

Âyetü’l-Kürsî’yi her şeyden önce değerli kılan asıl unsur, kısaca özetlemeye çalıştığımız, sahip olduğu işbu içeriğidir. Bu içeriğe bakıldığında: “Allah Teâlâ yalnızca Âyetü’l-Kürsî’yi indirmiş olsaydı bile tek başına o, bütün insanlığın kurtuluşu için yeterdi” dahi denilebilir. Bu özelliklerine bağlı olarak Âyetü’l-Kürsî’nin Kur’ân-ı Kerîm’in en büyük âyeti olduğu Peygamber Efendimiz tarafından açıkça beyan edilmiştir. Bu konuyla ilgili hadis-i şerifler, ileride, âyet-i kerîmenin fazîletlerine yer vereceğimiz başlık altında sunulacaktır.

Allah Teâlâ’nın, Esmâü’l-Hüsnâ olarak bilinen 99 ismi ve bu isimler dışında kalan pek çok ismi ile sıfatı vardır. Bunların hepsinin arasında “Lafzâtullâh” olarak isimlendirilmiş olan “Allah” şeklindeki isimlendirmenin ayrı bir yeri ve önemi vardır. Âyetü’l-Kürsî, bu isimle başlaması ve bu ismin en temel özelliklerini beyan etmesi açısından da büyük bir değer kazanmıştır. En büyük isim olduğu belirtilen “İsm-i Âzâm”ın ne olduğu konusunda farklı rivayet ve görüşler varsa da bunun kesin olarak bilinmediğini ve birtakım hikmetler sebebiyle gizlenmiş olduğu gerçeği hatırlatılmalıdır. Bu büyük âyet-i kerîmede Allah Te‘âlâ’nın ismi (zamirlerle) gizli (bir şekilde) ve açık olmak üzere on yedi kez geçer.

Allah Teâlâ’nın birçok konuya birbiri ardına dikkat çekmesi, muhatapların gönlünün tekrar tekrar uyanması, her bir konuda yeniden açılması içindir. Âyetü’l-Kürsî’yi okumayı âdet edinmiş olanlar da bu duygu yoğunluğunu her okuduklarında tecrübe ederler.

ARŞ VE KÜRSİ

Arş ve kürsi, maddî âlemde yaşayan biz insanların kesin olarak anlayamayacağı türden şeyler, lâtif (yani madde âleminin ötesinde manevî) cisimlerdir. Kürsi, arşın önünde bulunan yüce bir makamdır. Yedi kat gök olarak tabir edilen ve altında yaratılmışların bulunduğu her şeyi kapsayan; arştır. Allah Teâlâ’nın kudret ve yüceliğinin bu manevî cisimlerle beraber tasvir edilmesi bizi, O’nu yaratılmışlara benzeyen bir varlık şeklinde düşünmeye asla sevk etmemelidir. Bütün bu anlatımlar onun yüceliğini beyan etmek için ortaya konulmuş anlatımlardır.

ÂYETTÜ’L-KÜRSÎ’NİN KENDİSİNDEN ÖNCEKİ ÂYETLERLE ALÂKASI

Allah Teâlâ bu âyet-i kerimeden önce birçok hikmetleri içeren hükümleri, ikaz ve nasihat odaklı kıssaları zikrettikten sonra âyetü’l-kürsî ile en önemli konu olan “Tevhid”i beyan etmiştir. Kur’ân’a iyi bir niyet ve güzel düşüncelerle yaklaşan okuyucu önceki âyetlerle gönlünü Kur’ân’a açtıktan sonra âyetü’l-kürsî vesilesiyle yaratılışına uygun olan yegâne inanç; tevhid inancıyla beraber kurtuluşun müjdesini en derin duygularıyla fark edecektir.

ÂYETTÜ’L-KÜRSÎ İNDİĞİNDE NELER YAŞANDI?

Kur’ân-ı Kerîm, Peygamber Efendimiz’e 23 yılda parça parça indirilmiş, her inen âyet-i kerîme Peygamber Efendimiz tarafından vahiy kâtiplerine yazdırılmıştır. Tefsir kitaplarımızda kaydedildiğine göre bu âyet-i kerîme indiğinde Peygamber Efendimiz, vahiy kâtiplerinin başında gelen Zeyd bin Sâbit’i çağırarak bu âyet-i kerimeyi yazdırmıştır.

Hazreti Ali’nin oğlu Muhammed bin Hanefiyye’den aktarıldığına göre bu âyet-i kerîme indiğinde yeryüzünde birtakım olağanüstü hâller yaşanmış, dünyada bulunan putlar yere düşmüş, krallar da dengelerini kaybederek taçlarını düşürmüşlerdir. (Mahmud Ustaosmanoğlu, 1993, s.36)

ÂYETTÜ’L-KÜRSÎ’NİN OKUNUŞU

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ اَلْحَيُّ الْقَيُّومُۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌۜ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَشْفَعُ عِنْدَهُٓ اِلَّا بِاِذْنِه۪ۜ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۚ وَلَا يُح۪يطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِه۪ٓ اِلَّا بِمَا شَٓاءَۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ وَلَا يَؤُ۫دُهُ حِفْظُهُمَاۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظ۪يمُ

ÂYETTÜ’L-KÜRSÎ’NİN TEFSİRLİ MEALİ

Allâh ki; Kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur! (Başı sonu olmayan, Zât’ına ait bir hayatla) Hayy’dır; (yaratıklarını yönetme ve koruyup kollama işini dâima üstlenmiş bulunan bir) Kayyûm’dur. Ne (uyku öncesindeki) bir gevşeme, ne de bir uyku Kendisini tutmaz. Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar (, mülkiyet ve hâkimiyet bakımından) sadece O’na aittir. Kimdir şu kimse ki, O’nun izni olmadan nezdinde şefaat edebilecektir? O, (yaratıklarının) önlerinde olanları da, arkalarında bulunanları da (; onların geçmiş-gelecek, dünya-âhiret, görülen ve görülmeyen her şeylerini) bilmektedir. (Öğretmeyi) dilediği şeyler hariç, onlar O’nun ilmi(nin tealluk ettiği sonsuz bilgileri)nden hiçbir şeyi kavrayamazlar. (Arş’ının önündeki tahtı olan) Kürsü’sü (ise) gökleri ve yeri kaplamıştır. O ikisini(n yedi kat tabakalarını) korumak Kendisine hiç de ağır gelmez. (Eş ve benzerden, tüm noksanlık emâreleri ve sonradan olma belirtilerinden son derece yüce olan) Aliyy de; (Zât’ına nispetle, her şeyin değersiz kalacağı bir büyüklük sahibi olan) Azîm de ancak O’dur!

Tecvid ve Mahreç Açısından Âyetü’l-Kürsî’nin Okunuşu ve Sıkça Yapılan Hatalar

ÂYETÜ’L-KÜRSÎ’NİN OKUYANINI MUHAFAZA ETMESİ VE OKUYUŞLARIN KABULÜ KONUSU

Âyetü’l-Kürsî, cinlere karşı kendisinden yardım alınacak duâların en büyüğüdür. Sayılamayacak kadar çok kişiler, Âyetü’l-Kürsî’nin, insandan şeytanları kovmakta çok tesirli olduğunu söylemişler, ayrıca saralı kişiye şeytanın kendisine yardım ettiği sâhir (büyücü), kâhin (falcı), nefis ve şehvet ehli, zulüm ve gazap erbabı üzerine sadakatle okunduğunda onların şeytanlarını etkisi hâle getirmekte büyük gücü olduğunu denemişlerdir. Ancak burada sadakatle okuma şartı koşulmuştur.

Zira işin esası odur. Her işinde sadık olan kişinin yüzü ak olacak, kâzip (yalancı)ların yüzü ise kızaracaktır. Görmez misiniz ki, fecr-i sâdıktan sonra her tarafı aydınlatan güneş gelmekte, fecr-i kâzipten sonra ise yine karanlık çökmektedir. İnsanın, hâl yoluyla (ihlâsla) yaptığı her şeyde tesir görülür ama sadece kâl yoluyla (dille) yaptığından bir şey hâsıl olmaz.

Bundan dolayı insanların ekserisi İsm-i Âzam’ı okusalar da mahrumdurlar. Ey Allahım! Nefsimize takvasını (senden sakınma duygusunu) ver ve onu temizle çünkü sen onu temizleyenlerin en hayırlısısın. Âmîn. (Mahmud Ustaosmanoğlu, 1993, s.54)

Âyetü’l-Kürsî, birtakım terkipler ve salevâtlar başta olmak üzere, gerek hadîs-i şerîflerde yer alan gerekse de velîlerin ifşaat ve işaretleri arasında yer alan bazı okuyuşların karşılığında hâsıl olacak neticeye ulaşılamama durumu kimi insanların zihninde soru işaretleri oluşturmakta, bu tür müjde ve mükâfatlara yönelik inançlarını sarstığı gözlemlenmektedir. Oysaki böyle bir durumda kişi eksikliği, devam ettiği terkipte değil; kendisinde aramalıdır. Zira mevzu bahis ettiğimiz bu okuyuşların hepsi aynı zamanda dua kabilindendir. Dolayısıyla duanın kabul şartlarını taşımayan kimselerin devam ettikleri bu terkiplerden netice alamamaları, o şartları haiz bulunmamaları sebebiyledir. Hülâsa terkipten netice alamayan kişi evvelâ kendisini hesaba çekmeli ve eksikliklerini tespit ederek gidermeye çalışmalı, zaaf noktalarını tahkime uğraşmalıdır.

ÂYETÜ’L-KÜRSÎ HAKKINDA YAZILMIŞ MÜSTAKİL ESERLER

Kur’ân tefsirlerinin çeşitli açılardan muhtelif türleri vardır. Rivâyet, dirâyet, işârî tefsir, konulu tefsir ve kavram tefsirleri şeklinde sıralayabileceğimiz tefsir türlerinin yanında bir de belli sûre ya da sûrelerin, bazı âyet ya da âyet-i kerîmeleri açıklamak maksadıyla kaleme alınmış hususî tefsirler de vardır. Âyet tefsirleri arasında edebiyat ve literatür açısından Âyetü’l-Kürsî tefsirlerinin müstesna bir yeri vardır.

Müstakil olarak Âyetü’l-Kürsî’yi tefsir etmek üzere kaleme alınmış başlıca tefsirlerin müellifleri şunlardır: Cemâleddin Muhammed ibni Ömer ibni Mübârek Bahrak el-Himyarî el-Hadramî eş-Şâfiî, İbrahim ibni Ömer ibni Hasan er-Ribat ibni Ali ibni Ebî Bekr el-Bekaî Burhaneddin eş-Şafiî, Muhammed ibni İbrahim Sadreddin el-Allâme et-Tânî eş-Şirâzî, Ebû Bekr Muhammed Mes‘ûd el-Kārî el-Hanefî, Muhyiddin Muhammed ibni Bedrüddîn Mahmud el-Muğlâvî, Muhammed ibni Hüseyin el-Ankaravî ve Ebû İshakzâde Mehmed Esad ibni İsmail Efendi el-İstanbûlî. (Ali Muslu, s.16-17)

ÂYETEL KÜRSÎ NERELERDE OKUNUR?

Ayetel kürsi namaz içinde sure şeklinde okunduğu gibi, namazda tesbihden önce de okunur. Aynı zamanda bu ayeti namaz dışında dua olarak ihlas suresi, nas suresi ve felak sureleri ile birlikte okumanında iyi olduğu söylenmektedir.

Ayetel kürsi sitemizi ziyaret ettiğiniz için teşekkür ederiz.

* Siteyle ilgili görüşlerinizi yorum yazarak bize iletebilirsiniz. Tüm yorumlar kontrol edilmektedir.

* Facebook, Google+ ve Twitter hesaplarımızı beğenerek bizi takip edebilirsiniz.

Allah’ın selamı hepinizin üzerine olsun.

Bir Yorum Yazın

Email adresiniz gizli kalacaktır. Zorunlu alanlar şu işaretle bildirilmiştir: *